1 Kasım 2013 Cuma

Kötüye iyilik katsak ya !


Klasik her günkü gibi iş çıkış saatimde adım atacak halim olmadığını hissediyorum. İlginç değil tabi :)
Kendi kendime " Yine yorucu bir gün geçirdim,
bööğğ iğrenç iğrenç işler işte. Biran önce eve atayım kendimi, ılık bir duş ardından mis gibi uyku." falan filan die söylenip dururken ana bu da ne dışarıda feci yağmur var. Yine aklımdan şeytanlık geçiyor. Ne zaman yağmur ya da kar yağsa ahh ahhh keşke yağmur daha fazla yağsa her tarafı sel alsa ama kimse ölmese, kimse evsiz kalmasa, kimsenin mallına mülküne zarar gelmese anladın işte sen niyetimi Allahım ! Kötülükler olmadan sel olsa da bende yarın işe gidemesem. Ohh bi güzel uyusam. Tembellik yapsam, kahvemi alıp sıcak yatağımda yatıp keyif yapsam. Kitap okusam, telefonda kızlarla dedikodu yapsam.
Ufff acaba ben işimi bıraksam :)

Ben bu gidişle akıllanamayacağım Allah'ımda cezamı verecek işte. Neyse evdeyim artık. En iyisi erkenden uyuyayım. 

Öperim :)

Yerse !



Galiba bazen vazgeçmesini de bilmek gerekir. 

Dürüstçe.
Öylece kıyak geçmeden işte. 

Gitmiyorsa bir şeyler çekip gidebilmeli insan, kabullenmeli olanı biteni. Hatalarının cezasını çekebilmeli.  
Susmayı, gerektiğinde konuşmayı, Hatta dinlemeyi bile öğrenmeli. 
Nefretini kusmamalı,İçinde zabdetmeyi öğrenmeli.
Dokunduğunda can acıttığını fark edebilmeli.
Adam gibi karşına geçip konuşabilmeli.
Her şeyden önce haddini bilmeli ! Hooop ağır ol bi demeli kendisine. 
Zamanını iyi değerlendirmeli. Keşkeleri kenara itip, yalanlarına veda edip Samimiyeti benimsemeli. 
Sahip olmayı bilmeli.
Siyahın asiliğini bilip, beyazın masumiyetine güvenmeli. 

Kahraman olamasan da, yinede gitmeyi bilmeli... 

Aşk, Gibisine ve Gelişine



Bazen basit olan da güzeldir...

Hani hesaplanmamış, planlanmamış, üzerine notlar alınmamış olan...
Diyelim dört gözle beklemediğiniz, hayalini kurmadığınız, çat kapı gelen, küt diye başınıza inen bazen en güzeldir. 

Tutturuk çocuklar gibi miyiz neyiz? Galiba.
Hayrını, şerrini sormadan 'Hani bana, hani bana' der miyiz? Deriz.
Biz hep isteriz, üstelik hemen istemeyi marifet biliriz. Niye?
İştahlar pek kabarık be usta. 

Bir kahvenin 40 yıl hatrı varsa, bir şarkının da 40 yıl hatrı olamaz mı? Mesela; Mazhar Alanson'un 'Benim Hâlâ Umudum Var'ı gibi bir şarkıysa o şarkının olur, hem de ne biçim olur. 

AŞK SÜSSÜZ OLSUN! 

Aşk ne olsun? Akla ilk gelen cevapla; dünyanın onun etrafında dönmesi olsun.
Başka ne olsun? Bence hiç soru sormamak olsun. Cevapsız kalınca diken üstünde hissetmemek olsun.
Koku olsun, teri sevmek olsun, sızlanmadan bekleyebilmek olsun.
Bir bardak çay, bir küçük simitle karnı doyan olsun.
Süssüz olsun aşk, sıfır makyaj olsun.
Sürpriz olsun. Haber vermeden çıkıp gelen olsun.
Gözünün içine bakmak olsun.
Gözlerinde var olmak ve yok olmak olsun. Mevsimi bahar olsun. Telaşsız olsun. Gürültüden uzak olsun.
Sustursun aşk.
Aşk rengarenk olsun. Uyanık olmasın saf olsun, biraz da çocuk olsun. "Peki şimdi ne olacak?" sorunsalından uzak olsun.
Duacı olsun. Şükürcü olsun.
Teşekkür eden olsun, aşk.
Kızmasın. Dırdırlanmasın. Araya reklam almasın.
Merak eden olsun aşk. Ilık ılık esen rüzgar olsun. Omzundaki şal olsun. Güzel olsun. 

" Ayşe Özyılmazel "

Bir şey istesem yapar mısın?



Mesela gözlerini açar mısın?
Öyle kocaman kocaman değil.

Gerek yok, sen görmek iste ve gör yeter.

Mesela kalktığın yönden kafanı çevirir bir de bu tarafa bakar mısın?

Tek cevap yok, tek yol yok! Farkına varır mısın?
Her gün başımıza neler neler geliyor. Kimisi tatlı, kimisi tatsız, kimisi piyangodan kıyak, kimisi ister sıkı bir dayak.
Her gün bize kimler kimler neler diyor. Kiminin dili ballı, kimininki yılanlı, kimi tıkıyor nefesimizi, kimi övgülere doyamıyor kabartıyor içimizi.

Bir şey istesem yapar mısın? Öyle canını zırt pırt sıkmaz mısın?
Başına gelen her olayda içine kapanıp küsmez misin?
Hani "Her şerde bir hayır vardır" derler ya, sen hayırları tutup bacağından ayırmaz mısın?
Düşünüyorum da hayat çok dalgacı değil mi? Israra, şımarıklığa, sıkı sıkı yapışmaya gelmiyor değil mi?Misal en yaygın konudan giriş yapalım; aşk, ikili ilişkiler... Onun böyle olmaması gerekirdi değil mi? Sana fenalar etmemesi gerekirdi. Çekip gitmemesi, toz olup uçmaması, kalbini kırmaması, ihanetin kitabını yazmaması gerekirdi.Ama olanlar oldu sana.
Şimdi çok kızgınsın. Bu sana yapılır mıydı? Neden sen? Neden şimdi?
Şişşşt! Çok sordun, sorma. Anladım ki "akışına bırakmak" yaraşır yola çıkmışa. Kabullenmek güzeldir olup biteni fark edebildikten sonra.Tesadüfler yoksa eğer teessüfler de olmamalı hayata. Bilmediğimiz plana.
Sor kendine; kaç kere "kötü" zannettiğin, felaketin adlandırdığın şeyler için aradan zaman geçtikten sonra "iyi ki" çektin?Benim çoook. Sayamıyorum, ucu yok.
Kaçırdığım bir uçak, geç kaldığım bir yemek, yarı yolda bırakan bir adam, gelmeyen o telefon, alınmadığım iş, atılmayan imza, atılan imza, bozulan sözler...
Ne zaman ki ego gidiyor bedenden, ne zaman ki sükûnet sarıyor dört bir yanını, ne zaman ki derin nefes alıp masaya yatırmayı becerebiliyor insan hadiseleri işte o zaman anlıyor gerçeği.
En büyük başarılar, kavgalar, en beklenmeyen aldatılmalar, seni en depresyona sokan ihanetler, en mutlu kavuşmalar, en acı küslükler hepsi ama hepsi bir neden için...
Senin için, benim için...
Gördüm ki; ne iyi gerçekten iyi, ne kötü gerçekten kötü. Hepsi yolcunun yolundaki taşlar, küçük duraklar.O yüzden şimdi tekrar istesem yapar mısın? Gözlerini açar mısın?
Başına gelenlere tutunmaz mısın? Fazladan anlamlar yüklemez misin?
Her gününe "Peki" demeyi başarır mısın?
Elinden geleni yaptıktan sonra "kabullenmeyi" dener misin?Bak bir hikâye okudum geçen gün.
Bir gün bir çiftçi hayvanlarını beslemeye gider ve sahip olduğu tek atın öldüğünü görür. Komşuları gelir; "Tek atını kaybetmen korkunç bir şey" der.
Çiftçi; "Belki" diye yanıtlar. Ertesi gün çiftçinin oğlu gelir, az önce vahşi bir at sürüsünü ele geçirdiğini söyler. Komşuları bu kez; "Çok şanslısın" der.
Çiftçi "Belki" der. Birkaç gün sonra çiftçinin oğlu atlardan birini evcilleştirirken bacağını kırar.
Komşular gelir "Ne kadar şanssızsın" der. Çiftçi yine; "Belki" der.
Haftalar sonra çiftçinin oğlunun ayağı hâlâ sakattır. Hükümdar tüm sağlıklı gençlerin savaşa gitmesini ferman eder ama çiftçinin oğlu sakat olduğundan savaşa alınmaz.
Savaşta oğullarını kaybeden aileler çiftçiye; "Oğlun yanı başında olduğu için çok şanslısın" der.
Çiftçi ne der? "Belki".Bilmem anlatabildim mi?

" Ayşe Özyılmazel "

Kırmızı Olsun, Orada dursun.


Ailesiz kızlar,

Annesiz...
Babasız...

Nasılda savunmasızlar değil mi? Asi, hıçın, eksik... 
Çoğu emniyetsiz...
Güvenecek kimsesi olmayan kızlar...

En fazla yalnızlık çeken ama yinede sessiz kalan kızlar...
Yatakta hayaller kuran, ağlayan kızlar...
En fazla darbe gören, küçük yaşta olgunlaşan kızlar...
Sabrı tükenmeyen kızlar...
Kendi kendini avutan, kalbi kocaman kızlar...

Baba mı ? Noel  Baba ? Adı  Baba ?

Ben babasızlığın ne demek olduğunu iyi bilirim. Hatta üvey babanın ne demek olduğunu da.
Kabullenmesi zordur. Küçüksün belkide ergen çağların. Bir büyüdüm havaları :)
Ama boş. 
O zamanlar anlamıyorsun tabi kırıp geçiriyorsun etrafı. Büyüdün ya hani, kocaman kız oldun ya sanki her şey büyüdüğünde çözülebilecek gibi düşünülüyor. 
Değil işte...
Boyumuz, ayaklarımız, o küçücük üşüyen ellerimiz büyüdü. Beden büyürken de, acılarımızda büyüdü. 
Sensiz nasıl büyümüşüm baba? 
Onca yıl yokluğunu nasıl görmezden gelmişim.
Nasıl başka bir adama baba demişim? 
Zor mu sanıyordun ?
Zor değil söyleniyormuş be, valla söyleniyormuş. Kötü biride olsa baba yerini doldurmak amaçlı söyleniyormuş. Babanın ne demek olduğunu anlamak için o kelime söyleniyormuş. Ne fark eder ki sen yada o ?

5 yaşındayken annem ve babam ayrıldılar.Onu en son gördüğümde 5 yaşındaydım. Hayal mi gerçekmi bilmem hatırladığım kadarıyla bana çok sevdiğim kırmızı ayakkabılardan almıştı. Ayrılırken sarıldı, öptü ve gitti. Sanki işe gider gibi. Markete ekmek almaya gider gibi küçük bir öpücük bıraktı ve gitti.
Öyle kala kaldım. 
Yaklaşık 13 yıl görmedim. 
Aramadı hiç.
Belki de hiç özlemedi.
Yada unuttu bilemem. 
Ama hep 5 yaşındaki küçük kız hayali ile büyüdü içimde. Ben ise onun hayalinde kirazın çekirdeği ile sapını birleşik çıkaran, kırmızıyı çok seven ufak bir kız çocuğu olarak kaldım. 

21 yıl oldu baba, 21 yıldır ben kırmızıdan nefret ediyorum. Seni hatırlatan kırmızıdan nefret ediyorum.